Hayata Dair

İnsan Haklarının İlahi Temelleri (2’nci bölüm)

İnsan Haklarının İlahi Temelleri (2’nci bölüm) … “Buna göre insan olma ve haklardan yararlanma antikçağda Helenlerin, Roma’ da asillerin, Ortaçağ’da soylular sınıfının, sömürgecilik döneminde Avrupalıların ayrıcalığıdır…” ayrıntılar hayaldefterim de…
Prof. Dr. Şükrü KARATEPE

İnsan Haklarının İlahi Temelleri (2’nci bölüm)

Avrupa’yı örnek alarak modernleşme yolunu seçen Türkiye, Mısır, Hindistan gibi ülkeler de Batılıların yaptıklarını kendilerine örnek aldılar. Batı ülkelerinin anayasaları ve yayınlamış oldukları beyannameler, Batıyı örnek alarak modernleşen ülkelerin yönetici ve aydınlarının ilham kaynağı oldu. Avrupa tarafından yürürlüğe konulan, Helsinki Nihai Senedi, Paris Şartı, İşkencenin Yasaklanması, Köleliğin ve Angaryanın Yasaklanması, Avrupa Güvenlik ve işbirliği sözleşmeleri gibi metinler dünyanın pek çok ülkesi tarafından imzalanarak benimsendi.

“Hakim sınıflar için insan olmanın ölçüsü kendi sınıfsal değerlerinin benimsenmesidir”

Bu kadar zengin kaynağa rağmen, Batının insan hakları uygulamasında yeterince başarılı olduğu söylenemez. Bunun, Batılıların insan anlayışı ve sınıflı toplum yapısı ile çok yakın ilişkisi bulunmaktadır. Batı tarihinin her bir döneminde topluma hakim olan sınıflar, kendi sınıfsal çıkarları için diğer sınıflarda insanları sömürmekte, onların haklarını yok saymakta bir sakınca görmemişlerdir. Hakim sınıflar için insan olmanın ölçüsü kendi sınıfsal değerlerinin benimsenmesidir. Bu değerlerin benimsetilmesi için verilen mücadele, insanlaştırma mücadelesi sayılır. Buna göre insan olma ve haklardan yararlanma antikçağda Helenlerin, Roma’ da asillerin, Ortaçağ’da soylular sınıfının, sömürgecilik döneminde Avrupalıların ayrıcalığıdır. Helenlerin yabancılarla, Romalıların barbarlarla, haçlıların Müslümanlarla, sömürgecilerin yerlilerle, insanlık adına ve onlara insanlık değerlerini ulaştırmak için savaştıkları kabul edilir.

Batıda insan haklarının güvenceye alınmasında kiliseye ve devlete karşı verilen mücadelelerle önemli bir yer tutmaktadır. Önce kilisenin devlet, daha sonra da devletin toplum ve fert üzerindeki denetiminin sınırlanması ile insan hak ve hürriyetlerinin alanı genişlemiştir.

Hristiyanlıktan önce Romalılar imparatorlarını aynı zamanda ilâh olarak görüyor ve onlara tapıyorlardı. Roma imparatorlarından kendisine ibadet edilmesini istemeyen, eski imparatora ibadet edilmesini tavsiye edenler oldu. Fakat her şeye rağmen Roma’da hükümdar dünyevî ve dinî otoriteyi bünyesinde topluyordu. Hristiyanlığın kabul edilmesi ve teşkilatını kuran kilisenin egemen olmasıyla, din işleri devlet işlerinden ayrıldı. Devlet işleri imparator ve krallar tarafından, din işleri de papaya bağlı olarak ruhbanlar sınıfınca yürütülmeye başlandı.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu